Çocuk Düşürtme Suçu (Kürtaj)
Çocuk Düşürtme Suçu (Kürtaj) ve Hukuki Boyutları
Türk Ceza Hukuku'nda şahsa karşı suçlar kategorisinde düzenlenen çocuk düşürtme suçu, modern hukuk sistemlerinin en hassas ve etik tartışmalara açık konularından birini teşkil etmektedir. Ceninin yaşam hakkı ile anne adayının beden bütünlüğü ve özerkliği arasındaki dengeyi kurmayı amaçlayan bu düzenleme, hem tıp etiği hem de hukuk felsefesi açısından derinlemesine incelenmesi gereken bir alandır.
Giriş: Suçun Tanımı ve Mevzuattaki Yeri
Çocuk düşürtme suçu, bir ceninin, anne rahmindeki gelişimini tamamlamadan, yapay müdahale ile canlılığını sona erdirme eylemini ifade eder. Bu suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) ikinci kitabının dördüncü kısmında, "Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar" başlığı altında, 99. ve 100. maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, ceninin potansiyel yaşam hakkını koruma altına alırken, belirli koşullar altında anne adayının rızasına veya tıbbi gerekliliklere dayalı müdahalelere de cevaz vermektedir. Ancak bu koşulların dışında gerçekleştirilen her türlü müdahale, Türk Ceza Kanunu kapsamında yasadışı kürtaj cezası yaptırımına tabi tutulmaktadır.
Suçun Hukuki Niteliği ve Unsurları
Çocuk düşürtme suçu, neticeli bir suç olup, ceninin yaşam şansının ortadan kalkmasıyla tamamlanır. Suçun hukuki niteliği ve unsurları şu şekilde incelenebilir:
- Maddi Unsur:
- Fiil: Ceninin rahimden atılması veya düşürülmesi suretiyle yaşamının sonlandırılması eylemidir. Bu eylem doğrudan fiziki bir müdahale olabileceği gibi, dolaylı yollarla (örneğin ilaç kullanımı) da gerçekleştirilebilir.
- Mağdur: Suçun mağduru, henüz doğmamış, ancak varlığı belirli bir aşamaya gelmiş olan cenindir. Ceninin hukuken insan sayılmaması, ancak potansiyel bir insan olarak korunması gerektiği anlayışı, suçun temelini oluşturur.
- Fail: Suçu işleyen kişi, kural olarak anne veya üçüncü bir kişi olabilir. TCK m.99 ve m.100, farklı failler için farklı yaptırımlar öngörmüştür. Özellikle sağlık mesleği mensuplarının sorumluluğu daha ağırdır.
- Hukuka Uygunluk Sebepleri: Fiilin hukuka uygun olabilmesi için 10 haftalık yasal süre sınırı (Gebeliği veya çocuğun yaşamını tehlikeye atan durumlarda bu süre geçerli değildir) ve annenin rızası gereklidir (2827 sayılı Nüfus Planlaması Kanunu m. 5 ve ilgili Yönetmelikler). Bu süre içinde yapılan rızaya dayalı müdahaleler suç teşkil etmez. Eğer gebelik annenin hayatını tehdit ediyorsa veya doğacak çocuk ile annenin yaşamı açısından ağır bir tehlike oluşturacak ya da sakat kalacaksa bu süreye bakılmaksızın ve annenin rızasıyla müdahale yapılabilir.
- Manevi Unsur:
- Çocuk düşürtme suçu, doğrudan kast ile işlenebilen bir suçtur. Failin, ceninin yaşamını sona erdirme amacını taşıması ve bu neticeyi bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi aranır. Taksirle bu suçun işlenmesi mümkün değildir.
Yargıtay Uygulaması ve İçtihatlar
Yargıtay, çocuk düşürtme suçuna ilişkin kararlarında, kanun metninin lafzı ve ruhuna uygun bir yorum benimsemektedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, özellikle annenin rızasının geçerliliği, yasal sürelerin aşılması ve tıbbi zorunluluk hallerinin objektif kriterlere bağlanması konularında önemli açıklıklar getirmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, çocuk düşürtme suçunun oluşabilmesi için fiilin ceninin rahim dışına atılması veya düşürülmesi suretiyle yaşam şansının ortadan kaldırılması neticesini doğurması ve failin bu neticeyi bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiğine dair genel kastının bulunması zaruridir. Rızanın hukuka uygun ve bilgilendirilmiş olması, eylemi hukuka uygun hale getiren temel koşuldur; aksi takdirde, rıza dışı eylemler TCK m. 100 hükmü kapsamında daha ağır yaptırımlara tabi olacaktır.
Yargıtay, özellikle rızanın hile, tehdit veya cebir altında alınması durumlarında rızayı geçersiz saymakta ve fiilin TCK m. 100 kapsamındaki rıza dışı çocuk düşürtme suçu olarak değerlendirilmesi gerektiği yönünde kararlar vermektedir. Ayrıca, sağlık mesleği mensuplarının yasalara aykırı olarak çocuk düşürtme eylemlerindeki sorumlulukları, mesleki yükümlülüklerin ihlali çerçevesinde daha ağır cezaları gerektirebilmektedir.
Akademik Değerlendirme ve Doktrindeki Görüşler
Çocuk düşürtme suçu, doktrinde de geniş tartışmalara konu olmaktadır. Temel tartışma noktaları genellikle şunlardır:
- Ceninin Hukuki Statüsü: Öğretide, ceninin doğum anına kadar bağımsız bir hukuki kişiliği olmasa da, potansiyel bir insan olarak yaşam hakkının korunmasının devletin pozitif yükümlülüğü altında olduğu ağırlıklı olarak kabul edilmektedir. Ancak ceninin ne zamandan itibaren hukuki koruma altına alınması gerektiği (döllenme anı, kalp atışı, yaşayabilirlik sınırı vb.) tartışmalıdır.
- Annenin Özerkliği ve Beden Bütünlüğü: Bir diğer önemli görüş, anne adayının beden bütünlüğü ve özerklik hakkının ceninin yaşam hakkı karşısında nerede durması gerektiğidir. Doktrindeki bir kısım yazarlar, annenin rızasının belirli sınırlamalar içinde mutlak olduğunu savunurken, diğerleri ceninin yaşama hakkının toplumsal bir değer olarak annenin bireysel tercihinden üstün tutulması gerektiğini belirtirler.
- Yasal Süre Sınırlamaları: 10 haftalık yasal sürenin yeterliliği veya günümüz tıbbi imkanları göz önünde bulundurularak revize edilmesi gerektiği de doktrinde tartışılan hususlardandır.
Prof. Dr. Hakan Hakeri gibi isimler, ceninin “canlı” bir varlık olduğunu ve bu nedenle belirli bir aşamadan sonra anne rızasına bağlı olarak dahi yaşamının sonlandırılmasının hukuka aykırılık teşkil edebileceğini savunurken, Prof. Dr. Veli Özer Özbek gibi bazı akademisyenler, annenin beden bütünlüğü ve özgür iradesinin daha geniş bir koruma alanı bulması gerektiğini ifade etmektedirler. Ancak TCK ve Nüfus Planlaması Kanunu, bu tartışmalı alanı yasal süreler ve tıbbi zorunluluklarla sınırlandırmış ve bir denge kurmaya çalışmıştır.
Sonuç
Çocuk düşürtme suçu, toplumun etik, ahlaki ve hukuki değerlerini derinden etkileyen, multidisipliner bir konudur. Türk Ceza Kanunu, ceninin yaşam hakkını koruma altına alırken, anne adayının beden bütünlüğü ve sağlık haklarını da gözeterek, hukuka uygun müdahaleler için belirli koşullar öngörmüştür. Yasal süreler ve rıza mekanizması bu dengenin temelini oluşturur. Bu koşulların ihlali halinde yasadışı kürtaj cezası yaptırımı devreye girmekte, böylece hem kamu sağlığı hem de potansiyel yaşam hakkı güvence altına alınmaya çalışılmaktadır. Hukukun bu alandaki amacı, bireylerin haklarını ve toplumsal değerleri en hassas şekilde uzlaştırmaktır.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Rıza ile yapılan kürtaj her zaman serbest midir?
Hayır, rıza ile yapılan kürtaj belirli koşullara tabidir. 2827 sayılı Nüfus Planlaması Kanunu'na göre, gebeliğin başlangıcından itibaren 10 haftaya kadar ve annenin rızasıyla kürtaj serbestçe yapılabilir. Ancak, bu sürenin aşılması durumunda, gebeliğin anne hayatını tehdit etmesi veya doğacak çocuğun ya da annenin yaşamı açısından ağır bir sakatlıkla doğacağının tıbbi raporla tespit edilmesi halleri dışında kürtaj yapılması suç teşkil eder. Bu istisnai durumlarda süreye bakılmaksızın ve annenin rızasıyla müdahale yapılabilir.
2. Hekimlerin bu suçtaki sorumluluğu nedir?
Hekimler ve diğer sağlık mesleği mensupları, çocuk düşürtme suçunda özel bir sorumluluğa sahiptir. TCK m. 99/2 ve m. 100/2 hükümleri uyarınca, eğer çocuk düşürtme eylemini bir sağlık mesleği mensubu (hekim, ebe, hemşire vb.) gerçekleştirirse, verilecek ceza artırılır. Bu durum, onların mesleki yükümlülüklerinin ve topluma olan güvenin ihlali niteliğinde görülmesinden kaynaklanır. Sağlık personelinin, yasalara uygun hareket etme ve etik kurallara riayet etme konusunda daha titiz davranması beklenir.
3. Suçun teşebbüs aşamasında kalması veya iştirak halinde ne gibi durumlar söz konusu olur?
Çocuk düşürtme suçu, neticeli bir suç olduğundan, fiil icra edildikten ancak cenin düşürülememesi halinde teşebbüs hükümleri uygulanabilir (TCK m. 35). Ancak burada failin cenini düşürme kastının kesinleşmesi ve icra hareketlerine başlamış olması gereklidir. Örneğin, ceninin düşmesine yönelik müdahalenin yapılmasına rağmen ceninin yaşamına son verilememesi durumu teşebbüs olarak değerlendirilebilir. Suça iştirak açısından ise (TCK m. 37-41), azmettirme, yardım etme gibi durumlar genel hükümler çerçevesinde cezalandırılır. Örneğin, yasa dışı kürtaj yapmak isteyen bir anneyi azmettiren veya kürtajı gerçekleştirecek hekime yardım eden kişiler de suçun ağırlığına göre cezai sorumluluk altına gireceklerdir.