EK HUKUK & DANIŞMANLIK

TÜM MAKALELER
Şahsa Karşı Suçlar 20.03.2026

İşkence Suçu ve Cezası (TCK 94)

Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında şahsa karşı suçlar arasında özel bir öneme sahip olan işkence suçu, hukukun temel değerlerinden olan insan onurunun ve vücut bütünlüğünün korunması ilkesinin bir yansımasıdır. Toplumda derin yaralar açan ve uluslararası hukukta da mutlak yasak kapsamında değerlendirilen bu suç, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir.

İşkence Suçunun Hukuki Niteliği ve Unsurları

TCK m. 94’te tanımlanan işkence suçu, insan onuruyla bağdaşmayan ve mağdurun bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlilerinin sorumluluğunu ortaya koymaktadır. Bu tanım, suçu diğer şiddet eylemlerinden ayıran temel özellikleri içermektedir.

Maddi Unsur

  • Fail: Suçun faili yalnızca kamu görevlisi olabilir (TCK m. 94/1). Bu nitelik, işkence suçunu “eziyet” (TCK m. 96) suçundan ayıran en temel farktır. Kamu görevlisi sıfatı olmayan bir kişinin gerçekleştirdiği, benzer nitelikteki eylemler, eziyet veya kasten yaralama suçları kapsamında değerlendirilebilecektir. Ancak, TCK m. 94/3 uyarınca bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler hakkında da kamu görevlisi gibi ceza verileceği öngörülmüştür.
  • Mağdur: Suçun mağduru, herhangi bir kişi olabilir. Kanun maddesi bu konuda herhangi bir sınırlama getirmemiştir.
  • Fiil: İşkence fiili, geniş bir davranış yelpazesini kapsar. Temel ölçüt, eylemlerin “insan onuruyla bağdaşmaması” ve mağdur üzerinde “bedensel veya ruhsal yönden acı çekmeye, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına” yol açmasıdır. Bu kapsamda darp, elektrik verme, aç-susuz bırakma, uyku ve duyu yoksunluğu, tecavüz, cinsel taciz gibi fiziksel yöntemlerin yanı sıra, tehdit, hakaret, aşağılama, psikolojik baskı gibi manevi yöntemler de işkence fiili kapsamında değerlendirilebilir. Öğretide, eylemin belirli bir süreklilik ve yoğunluk arz etmesi gerektiği, anlık ve münferit şiddet eylemlerinin genellikle kasten yaralama kapsamında kalacağı kabul edilmektedir.

Manevi Unsur

İşkence suçu, kastla işlenebilen bir suçtur. Failin, insan onuruyla bağdaşmayan fiilleri bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi gerekmektedir. Doktrindeki baskın görüşe göre, işkence suçu özel kast gerektiren bir suçtur. Failin amacı, mağdura acı çektirmek, algılama veya irade yeteneğini etkilemek ya da onu aşağılamak olmalıdır. Yargıtay içtihatlarında da bu özel kast unsuru sıklıkla vurgulanmaktadır. Failin amacı, örneğin bilgi almak, bir suçu itiraf ettirmek, cezalandırmak veya ayrımcılık yapmak gibi çeşitli saiklerle ortaya çıkabilir.

Yargıtay Uygulaması ve İçtihatlar

Yargıtay, işkence suçu ile ilgili çok sayıda karar vermiş ve suçun sınırlarını belirleyici nitelikte içtihatlar geliştirmiştir. Yüksek Mahkeme, işkence ile kasten yaralama arasındaki ayrımı, failin kamu görevlisi olması, fiilin yoğunluğu, sürekliliği ve özel kastın varlığı üzerinden yapmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, her türlü şiddet eylemi işkence olarak nitelendirilemez; eylemin belirli bir amaç doğrultusunda, planlı ve sistematik bir şekilde gerçekleştirilmesi aranır.

“Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2004/6-81 E., 2004/104 K. sayılı ve 27.04.2004 tarihli kararında da belirtildiği üzere, TCK’nın 94. maddesinde düzenlenen işkence suçu, sırf kamu görevlisi tarafından işlenebilen bir suç olup, fiilin mağdur üzerinde insan onuruyla bağdaşmayan bedensel veya ruhsal acı çekmeye, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak nitelikte olması ve failde bu sonucu gerçekleştirme kastının bulunması halinde oluşur. Basit yaralama eylemleri, eğer bu özel kast ve yoğunluk yoksa işkence suçu değil, kasten yaralama olarak değerlendirilmelidir.”

Yargıtay, özellikle kamu görevlisi sıfatının tespiti, fiilin “işkence” niteliğini haiz olup olmadığı ve özel kastın varlığı konularında titiz bir inceleme yapmaktadır. İşkence fiilinin ani gelişen bir öfke anında değil, belirli bir amaç ve saikle, insan onurunu hedef alarak gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtmektedir.

Akademik Değerlendirme ve Tartışmalı Noktalar

Doktrinde işkence suçu, ulusal ve uluslararası hukuk bağlamında yoğun tartışmalara konu olmaktadır.

  • Zamanaşımı Sorunu: TCK m. 94/6’da “Bu madde hükümleri, işkence suçu açısından zamanaşımını ortadan kaldırmaz” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm, Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme (CAT) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) gibi uluslararası metinlerdeki mutlak işkence yasağı ve işkencenin insanlığa karşı suç niteliği taşıyabilmesi gerçeği karşısında, öğretide ciddi eleştirilere neden olmaktadır. Uluslararası hukukta işkence suçunun zamanaşımına uğramaması gerektiği yönünde güçlü bir eğilim varken, ulusal mevzuatımızdaki bu düzenleme, uluslararası standartlarla çeliştiği gerekçesiyle tartışılmaktadır.
  • İşkence ve Eziyet Ayrımı: Kamu görevlisi sıfatı dışında kalan kişilerce işlenen benzer fiillerin TCK m. 96’daki “eziyet” suçu kapsamında değerlendirilmesi, mağdurun yaşadığı acı ve ihlalin niteliği açısından kamu görevlisi ayrımının yeterince adil olup olmadığı da doktrinde tartışılan hususlardandır. Ancak, kamu gücünün kötüye kullanılması tehlikesi nedeniyle işkence suçunun failliğinin kamu görevlileriyle sınırlanması, suçun koruduğu hukuki menfaat ve kamu görevlisine atfedilen özel sorumluluk bağlamında açıklanmaktadır.
  • Özel Kastın Varlığı: Suçun manevi unsuru olan özel kastın tespiti, uygulamada zorluklara yol açabilmektedir. Failin eylemlerinin altında yatan saikin, gerçekten mağdura acı çektirme veya aşağılama amacı taşıyıp taşımadığının delillerle ispatı önem arz eder.

Sonuç

İşkence suçu (TCK m. 94), insan onuru ve vücut dokunulmazlığı gibi evrensel hukuki değerleri koruyan, kamu görevlilerinin gücü kötüye kullanmasının önüne geçmeyi hedefleyen hayati bir düzenlemedir. Maddi unsurlarıyla failin kamu görevlisi olması, mağdurun insan onuruna aykırı bir fiile maruz kalması ve fiilin belirli bir yoğunluk ve süreklilik göstermesi; manevi unsur olarak da özel kastın varlığı, suçun oluşumu için temel kriterlerdir. Yargıtay içtihatları bu kriterlerin yorumlanmasında yol gösterici olmakla birlikte, özellikle zamanaşımı ve uluslararası hukuk normlarıyla uyum konuları, akademik çevrede hala derinlemesine tartışılmaya devam etmektedir. Bu suçla etkin mücadele, hukuk devleti ilkesinin ve temel insan haklarının güvence altına alınması açısından büyük önem taşımaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular

İşkence suçu ile eziyet suçu arasındaki temel fark nedir?

İşkence suçu (TCK m. 94) ile eziyet suçu (TCK m. 96) arasındaki en temel fark, suçun failidir. İşkence suçunun faili yalnızca kamu görevlisi olabilirken, eziyet suçunun faili herhangi bir özel kişi olabilir. Her iki suç da mağdura sistemli ve sürekli acı çektirme niteliği taşıyan eylemleri kapsar; ancak kamu görevlisinin sahip olduğu yetki ve gücün kötüye kullanılması, işkence suçuna özel bir ağırlık ve nitelik kazandırır.

İşkence suçunun teşebbüs aşamasında kalması mümkün müdür?

Evet, işkence suçu bir tehlike ve neticesi harekete bitişik bir suç olduğundan, teşebbüse elverişlidir. Failin işkence kastıyla belirli fiillere başlamasına rağmen, elinde olmayan nedenlerle fiili tamamlayamaması veya mağdur üzerinde istenen etkiyi yaratamaması durumunda teşebbüs hükümleri uygulanabilir (TCK m. 35). Örneğin, işkence amacıyla hazırlanan bir ortamda mağdura yönelik ilk eylemlerin ardından dışarıdan bir müdahale ile fiillerin kesilmesi halinde teşebbüs söz konusu olabilir.

İşkence suçu için zamanaşımı hükümleri uygulanır mı?

Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesinin 6. fıkrası açıkça “Bu madde hükümleri, işkence suçu açısından zamanaşımını ortadan kaldırmaz” hükmünü içermektedir. Bu nedenle, işkence suçu ulusal mevzuatımız kapsamında zamanaşımı hükümlerine tabidir. Ancak, uluslararası hukuktaki işkenceye karşı mutlak yasak ve işkencenin insanlığa karşı suç niteliği taşıyabilmesi göz önüne alındığında, bu durum doktrinde ve uluslararası standartlar açısından tartışmalı bir konudur. Uluslararası ceza hukukunda insanlığa karşı suçlar için genellikle zamanaşımı uygulanmazken, TCK'nın bu hükmü, uluslararası sözleşmelerle bir uyumsuzluk olarak değerlendirilmektedir.

Yasal UyarıBu makale, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık hizmeti yerine geçmez. Kanunların zamanla değişebileceği ve her somut olayın kendine özgü detaylar barındırdığı unutulmamalıdır. Hak kaybı yaşamamak için hukuki sürecinizi uzman bir avukat eşliğinde yürütmenizi önemle tavsiye ederiz.
YAZAR
Av. Emina KARABUDAK