EK HUKUK & DANIŞMANLIK

TÜM MAKALELER
Şahsa Karşı Suçlar 18.03.2026

Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma Suçu (Israrlı Takip)

Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma Suçu (Israrlı Takip)

Modern toplum yaşamının getirdiği karmaşık ilişkiler yumağı içerisinde bireylerin özel yaşam alanlarına ve psikolojik bütünlüklerine yönelik tehditler çeşitlenmektedir. Bu bağlamda, kişilerin huzur ve sükununu bozma eylemleri, Türk Ceza Hukuku tarafından koruma altına alınmış önemli bir alandır. Özellikle son yıllarda dijitalleşmenin de etkisiyle yaygınlaşan ısrarlı takip fiillerine karşı, Türk Ceza Kanunu'nda önemli bir düzenleme olan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) m. 123/A hükmü yürürlüğe konulmuştur. Bu makalede, ısrarlı takip suçu olarak da bilinen bu düzenleme, hukuki niteliği, unsurları, Yargıtay içtihatları ve doktrindeki yeri bağlamında detaylı bir şekilde incelenecektir.

Giriş: Suçun Hukuki Tanımı ve Mevzuattaki Yeri

TCK'nın “Hürriyete Karşı Suçlar” başlıklı yedinci bölümünde yer alan TCK m. 123/A, bireylerin huzur ve sükun içinde yaşama hakkını koruma altına almıştır. Bu düzenleme, 12.05.2022 tarihinde yürürlüğe giren 7406 sayılı Kanun ile TCK’ya eklenerek, eski TCK m. 123’ün (Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma) yetersiz kaldığı durumlarda daha spesifik bir koruma sağlamıştır. Yürürlüğe girdiği tarihe kadar özellikle kadına yönelik şiddet ve taciz olaylarında hukuki bir boşluk olarak görülen ısrarlı takip fiillerine karşı, bağımsız bir suç tipi oluşturulması zarureti doğmuştur. Bu suçla, bir kişiye karşı işlenen ve mağdurun huzur ve sükununu bozmanın ötesinde, onda korku, endişe veya güvenlik zafiyeti yaratan ısrarlı davranışların cezalandırılması amaçlanmıştır. Failin, fiillerinin mağdur üzerinde yaratacağı etkiyi bilerek ve isteyerek hareket etmesi, bu suçun temelini oluşturur.

Suçun Hukuki Niteliği ve Unsurları

Israrlı takip suçu, hukuki niteliği itibarıyla neticesi hareketine bitişik, tehlike suçu niteliğinde kabul edilebilir. Suçun oluşumu için mağdurun huzur ve sükununun somut olarak bozulması yeterli olmayıp, aynı zamanda belli bir tehdit algısı veya güvenlik endişesi yaratılması gerekmektedir. Suçun unsurları şu şekilde sıralanabilir:

Maddi Unsur

  • Fiil: Suçun maddi unsuru, ısrarlı bir şekilde bir kimseyi fiziken takip etmek ya da haberleşme ve bilişim araçlarını ya da üçüncü kişileri kullanarak temas kurmaya çalışmaktır. Burada “ısrarlı” kelimesi kilit öneme sahiptir. Eylemin tek bir defa değil, belirli bir süreklilik ve kararlılık içinde tekrarlanması gerekmektedir.
  • Fiilin Çeşitliliği: Fiziken takip etme (örneğin, evinin önünde bekleme, iş yerine kadar izleme) veya modern iletişim araçları (telefon, e-posta, sosyal medya mesajları) ile ya da aracı kişiler vasıtasıyla sürekli iletişim kurma çabaları bu kapsamdadır.
  • Mağdurun Rızası: Fiillerin mağdurun rızası hilafına gerçekleşmesi, suçun oluşumu için esastır. Rıza başlangıçta olsa dahi sonradan geri çekildiğinde fiiller ısrarlı takip teşkil edebilir.
  • Netice: Fiilin mağdurda ciddi bir huzursuzluk, psikolojik rahatsızlık, korku, endişe veya güvenlik endişesi yaratması gerekmektedir. Bu netice, mağdurun hayatını, günlük rutinini etkileyecek nitelikte olmalıdır.

Manevi Unsur

Suçun manevi unsuru, kasttır. Failin, gerçekleştirdiği ısrarlı takip eyleminin mağdur üzerinde ciddi bir huzursuzluk, korku veya güvenlik endişesi yaratacağını bilerek ve isteyerek hareket etmesi aranır. Genel kast yeterlidir; failin spesifik olarak mağdura zarar verme amacı taşıması gerekmez, ancak mağdurun huzur ve sükununu bozma sonucunu öngörmesi ve bu sonucu kabullenmesi yeterlidir. Olası kast ile de suçun işlenebileceği doktrinde kabul edilmektedir.

Yargıtay Uygulaması ve İçtihatlar

Yargıtay, ısrarlı takip suçu ve genel olarak kişilerin huzur ve sükununu bozma suçlarına ilişkin içtihatlarında, eylemlerin “ısrar” niteliği ile “mağdur üzerindeki etkisine” özel bir önem atfetmektedir. Özellikle TCK m. 123/A'nın yeni bir düzenleme olması sebebiyle, bu suç tipine ilişkin içtihatlar henüz şekillenme aşamasında olmakla birlikte, eski TCK m. 123 kapsamındaki içtihatlardan ve doktrindeki genel kabulden beslenmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında ve bu yeni düzenlemenin amacında da vurgulandığı üzere, ısrarlı takip suçunda failin fiilleri, mağdurun sırf rahatsızlık duymasının ötesinde, günlük yaşamını etkileyen, onda ciddi bir korku, kaygı veya güvenlik zafiyeti hissi uyandıran bir boyuta ulaşmalıdır. “Israr” unsuru, eylemlerin zaman içinde tekrarlanma sıklığı, süresi ve yoğunluğu nazara alınarak somut olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, ısrarlı takip eylemlerinin değerlendirilmesinde, mağdurun subjektif algısının yanı sıra, fiilin objektif olarak da makul bir kişide benzer bir huzursuzluk veya korku yaratıp yaratmayacağını ölçüt olarak alabileceğini belirtmiştir. Ayrıca, haberleşme ve bilişim araçlarıyla yapılan takipte, failin IP adresi, HTS kayıtları ve sosyal medya paylaşımlarının delil olarak kullanılabileceği kabul edilmektedir.

Akademik Değerlendirme ve Doktrindeki Tartışmalar

Doktrinde, TCK m. 123/A'nın eklenmesi genel olarak olumlu karşılanmıştır zira eski TCK m. 123'ün “bir kimsenin huzur ve sükununu bozmak” fiili, özellikle sürekli ve tehditkâr takip eylemlerini tam olarak karşılayamamakta ve genellikle basit kabahatler kategorisinde kalmaktaydı. Yeni düzenleme, mağdurlara daha etkin bir koruma sağlamıştır.

  • TCK m. 123 ile TCK m. 123/A Farkı: Öğretide, iki madde arasındaki temel farkın “ısrar” ve “yaratılan etki” olduğu vurgulanmaktadır. TCK m. 123/A, sadece huzur ve sükunu bozmakla kalmayan, aynı zamanda korku, endişe veya güvenlik zafiyeti yaratan daha ağır ve sürekli nitelikteki fiilleri cezalandırmaktadır. TCK m. 123 ise, daha genel ve tek seferlik eylemleri de kapsayabilecek bir düzenlemedir. Özel norm-genel norm ilişkisi bağlamında, ısrarlı takip eylemlerinin TCK m. 123/A kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
  • “Israr” Kavramının Yorumu: “Israr” kavramının ne kadar tekrarı ve ne kadar süreyi kapsadığı, doktrinde hala tartışılan bir husustur. Yargıtay'ın bu konuda zamanla somut kriterler geliştirmesi beklenmektedir. Genel kabul, tek bir eylemin ısrar oluşturmayacağı, ancak eylemlerin sayısından çok, bunların mağdur üzerindeki toplam etkisinin ve failin kastının belirleyici olduğudur.
  • Suçun Nitelendirilmesi: TCK m. 123/A'nın somut bir tehlike suçu mu yoksa soyut bir tehlike suçu mu olduğu da tartışılmıştır. Ağırlıklı görüş, mağdurun korku, endişe ve güvenlik zafiyetinin yaratılmasını aradığı için, somut tehlike suçu niteliğinde olduğudur.

Sonuç

Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu (ısrarlı takip), modern ceza hukukunun bireysel hak ve özgürlükleri koruma misyonunun önemli bir parçasıdır. TCK m. 123/A ile getirilen bu düzenleme, özellikle kadınların ve savunmasız bireylerin ısrarlı takip eylemlerine karşı daha etkin bir hukuki güvenceye kavuşmasını sağlamıştır. Suçun maddi ve manevi unsurlarının titizlikle değerlendirilmesi, Yargıtay içtihatlarının gelişimi ve doktrindeki tartışmaların hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir yorumla zenginleştirilmesi, bu suç tipinin adil ve caydırıcı bir şekilde uygulanması için elzemdir. Dijitalleşen dünyada, haberleşme ve bilişim araçları üzerinden işlenen takip fiillerinin tespiti ve delillendirilmesi hususu da yargılamada özel bir dikkat ve uzmanlık gerektirmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

Israrlı takip suçu ile Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma suçu (TCK m. 123) arasındaki temel fark nedir?

Temel fark, eylemin niteliği ve yarattığı sonuçtadır. TCK m. 123, tek bir fiille dahi olsa bir kişinin huzur ve sükununu bozmayı cezalandırırken, TCK m. 123/A (Israrlı Takip), fiillerin ısrarlı bir şekilde tekrarlanmasını ve bu ısrarın mağdurda sırf huzursuzluktan öte, ciddi korku, endişe veya güvenlik zafiyeti yaratmasını aramaktadır. Israrlı takip suçu, TCK m. 123’e göre daha spesifik ve daha ağır sonuçları hedefleyen bir suç tipidir.

Telefonla yapılan tek bir rahatsız edici arama ısrarlı takip suçu teşkil eder mi?

Hayır, genellikle tek bir rahatsız edici telefon araması ısrarlı takip suçunu (TCK m. 123/A) teşkil etmez. Zira bu suçun oluşumu için “ısrarlı” bir davranış serisinin varlığı şarttır. Ancak, yapılan tek bir arama dahi olsa, içeriği itibarıyla mağdurun huzur ve sükununu bozacak nitelikte ise, TCK m. 123 kapsamında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu oluşabilir.

Mağdurun rızası ısrarlı takip suçunun oluşumunu engeller mi?

Evet, mağdurun eylemlere yönelik açık ve özgür iradeye dayalı rızası bulunması halinde, ısrarlı takip suçu oluşmaz. Çünkü suçun oluşabilmesi için fiillerin mağdurun rızası hilafına, yani istenmeyen bir şekilde gerçekleşmesi gerekmektedir. Ancak, başlangıçta verilen rıza sonradan geri çekildiğinde ve fail buna rağmen ısrarlı eylemlerine devam ettiğinde, suçun oluşumu söz konusu olabilir. Rızanın hukuken geçerli olması, cebir veya tehdit altında verilmemiş olması önemlidir.

Yasal UyarıBu makale, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık hizmeti yerine geçmez. Kanunların zamanla değişebileceği ve her somut olayın kendine özgü detaylar barındırdığı unutulmamalıdır. Hak kaybı yaşamamak için hukuki sürecinizi uzman bir avukat eşliğinde yürütmenizi önemle tavsiye ederiz.
YAZAR
Av. Emina KARABUDAK
Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma Suçu (Israrlı Takip) | EK Hukuk | Av. Emina KARABUDAK | EK Hukuk