EK HUKUK & DANIŞMANLIK

TÜM MAKALELER
Miras Hukuku 24.01.2026

Miras Ortaklığının Giderilmesi (İzale-i Şüyu)

Miras Ortaklığının Giderilmesi (İzale-i Şüyu)

Miras hukuku, bir kişinin ölümüyle malvarlığının yasal mirasçılarına intikalini düzenleyen karmaşık bir alandır. Ölümle birlikte, mirasçılar arasında mirasbırakanın tüm hak ve borçlarından oluşan bir ortaklık meydana gelir. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 640 uyarınca bu ortaklık, tereke üzerinde elbirliği mülkiyetini tesis eder. Bu durum, mirasçıların terekedeki her bir mal üzerinde paydaş değil, aksine hepsinin birlikte malik olduğu anlamına gelir. Miras ortaklığının sona erdirilmesi ve miras mallarının paylaştırılması, mirasçılar arasında sıkça uyuşmazlıklara yol açan kritik bir süreçtir. Bu sürecin hukuki yolu, izale-i şüyu davası olarak bilinen miras ortaklığının giderilmesi davasıdır.

Davanın Hukuki Niteliği ve Şartları

İzale-i şüyu davası, miras ortaklığını sona erdirerek elbirliği mülkiyetini paylı mülkiyete dönüştürmeyi veya doğrudan tasfiyeyi amaçlayan, her mirasçının tek başına açabileceği bir dava türüdür. TMK m. 642/1 ve m. 698/1 hükümleri, mirasçılardan her birinin miras ortaklığının paylaştırılmasını her zaman talep edebileceğini açıkça düzenlemektedir. Bu dava, niteliği itibarıyla yenilik doğuran bir dava olup, bir hakka ilişkin hukuki durumu değiştirmeyi hedefler.

Davanın temel şartları şunlardır:

  • Ortaklığın Varlığı: Dava konusu malvarlığı üzerinde elbirliği veya paylı mülkiyet şeklinde bir ortaklığın bulunması gerekmektedir. Miras ortaklığında ise elbirliği mülkiyeti esastır.
  • Tüm Ortakların Katılımı: Dava, tüm mirasçılar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunduğundan, aktif ve pasif husumet ehliyetinin sağlanması adına tüm mirasçıların davada taraf olarak yer alması zorunludur. Davacı mirasçının dava açması durumunda, diğer tüm mirasçıların davalı olarak gösterilmesi gerekmektedir. Bu husus, Yargıtay içtihatları ile de istikrarlı bir şekilde vurgulanmaktadır.
  • Paylaşma Talebi: Dava, ortaklığın sona erdirilmesi ve malların paylaştırılması talebiyle açılır.

Dava sürecinde, tereke mallarının envanteri çıkarılır, değerlemeleri yapılır ve paylaşma yöntemine karar verilir. Bu yöntemler, TMK m. 699 uyarınca aynen taksim veya satış yoluyla paylaştırma olabilir.

Yargıtay Uygulaması ve İçtihatlar

Yüksek mahkeme, miras ortaklığının giderilmesi davalarında istikrarlı bir uygulama benimsemiştir. Yargıtay kararları, özellikle davanın niteliği, usulü ve paylaşma yöntemleri konusunda yol göstericidir.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, "Paydaşlığın giderilmesi davaları, paylı veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz mallarda ortaklar arasındaki mülkiyet birliğini sona erdirerek ferdi mülkiyete geçişi sağlayan iki taraflı, taraflar için benzer sonuçlar doğuran davalardır. Davanın tarafları arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan, tüm mirasçıların davada taraf olarak yer alması hukuki dinlenilme hakkının gereğidir. Mahkemece öncelikle aynen taksim şartları araştırılmalı, aynen taksimin mümkün olmaması veya ekonomik bütünlüğün korunması ilkesi gereğince uygun görülmemesi halinde satış yoluyla paylaştırmaya karar verilmelidir."

Bu içtihat, davanın tüm mirasçıları kapsaması gerektiğini ve paylaşma yönteminde önceliğin aynen taksime verildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Ancak, taşınmazın yüzölçümü, imar durumu, cinsi, üzerindeki muhdesatlar (yapılar, ağaçlar vb.) ve her bir paydaşın ihtiyacı gibi kriterler göz önünde bulundurularak aynen taksimin fiilen veya hukuken imkansız olması ya da ekonomik bütünlüğü bozması halinde satış yoluna gidilmesi gerektiği de vurgulanmaktadır. Satışın, paydaşlar arasında artırma yoluyla yapılabileceği gibi, dışarıdan da artırma yoluyla yapılabileceği kabul edilmektedir.

Ayrıca, Yargıtay, ortaklığın giderilmesi davasında ecrimisil veya ortaklığa yapılan giderlerin denkleştirilmesinin genellikle ayrı bir davaya konu edilmesi gerektiğini, ancak bu hususların yargılama sırasında açıkça talep edilmesi ve dosyanın sürüncemede kalmayacak nitelikte olması durumunda dikkate alınabileceğini belirtmektedir. Mirasçılar arasında payların denkleştirilmesi (denkleştirme davası) ve miras sebebiyle istihkak davası gibi davalar, izale-i şüyu davası ile karıştırılmamalı, her birinin kendine özgü şartları ve usulü bulunmaktadır.

Akademik Değerlendirme ve Doktrindeki Görüşler

Miras ortaklığının giderilmesi davası, hukuk doktrininde de önemli tartışma konularına sahiptir.

Davanın Niteliği: Çekişmeli mi, Çekişmesiz mi?
Öğretideki baskın görüşe göre, miras ortaklığının giderilmesi davası, esasen bir çekişmesiz yargı işidir. Zira davada hakimin bir tarafı haklı, diğer tarafı haksız bulması gibi bir durum söz konusu değildir; aksine, ortaklığı paylaştırma yoluyla sona erdirme amacı güdülür. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 382/2-ç bendi de bu tür işleri çekişmesiz yargı kapsamına almıştır. Ancak bazı yazarlar, davanın taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklar ve itirazlar nedeniyle çekişmeli yargı niteliği de taşıyabileceğini savunmaktadır. Örneğin, satış bedeline, paylara veya taksim şekline itiraz edilmesi durumunda dava, çekişmeli yargıya özgü kurallara tabi olarak yürütülür hale gelmektedir. Prof. Dr. Baki Kuru gibi değerli hukukçular, bu davanın başlangıçta çekişmesiz yargı niteliğinde olsa da, taraflar arasında uyuşmazlık çıkmasıyla çekişmeli bir hal alabileceğini ifade etmektedir.

Aynen Taksim ve Satış Arasındaki Denge:
Doktrinde, TMK m. 699/2'de düzenlenen "öncelikle aynen taksim" ilkesinin mutlak olup olmadığı tartışılmaktadır. Genel kabul, ekonomik bütünlüğün korunması ve değer kaybının önlenmesi gibi kamu yararı ve özel hukuk menfaatleri gözetildiğinde, aynen taksimin her zaman öncelikli olmayabileceği yönündedir. Özellikle küçük yüzölçümlü parsellerde veya hisselere ayrılması halinde değerini önemli ölçüde kaybedecek mallarda, satış yoluyla paylaşımın daha adil ve ekonomik olacağı belirtilmektedir. Bu bağlamda, mahkemenin bilirkişi raporlarına dayanarak objektif bir değerlendirme yapması gerektiği üzerinde durulur.

Sonuç

Miras ortaklığının giderilmesi davası (izale-i şüyu), mirasçıların elbirliği mülkiyetinden kaynaklanan ortaklığı sona erdirerek, mirasbırakana ait mallar üzerindeki ferdi mülkiyeti tesis etmelerini sağlayan hukuki bir mekanizmadır. Bu dava, TMK'da açıkça düzenlenmiş olup, Yargıtay içtihatları ve doktrindeki görüşlerle şekillenen belirli usul ve esaslara tabidir. Davanın tüm mirasçılar tarafından veya tüm mirasçılara karşı açılması zorunluluğu, yargılama sürecinde aynen taksimin öncelikle araştırılması, mümkün olmaması halinde satış yoluyla paylaşmaya gidilmesi gibi temel prensipler, hukukun üstünlüğü ve hakkaniyet ilkelerinin bir gereğidir. Mirasçılar için karmaşık olabilen bu sürecin, alanında uzman bir hukukçu rehberliğinde yürütülmesi, hak kayıplarının önlenmesi ve adil bir sonuca ulaşılması açısından hayati önem taşımaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular

1. İzale-i Şüyu davası ne kadar sürer ve bu süreci etkileyen faktörler nelerdir?

İzale-i şüyu davasının süresi, dava konusu taşınmazların niteliği, sayısı, mirasçıların sayısı, tebligat işlemleri, keşif ve bilirkişi incelemesi süreçleri ile tarafların itiraz ve temyiz yollarına başvurup vurmayacağına göre değişkenlik gösterir. Ortalama olarak 1 ila 3 yıl arasında sürebilmekle birlikte, karmaşık dosyalarda bu süre uzayabilir. Özellikle yurt dışı tebligatları, çok sayıda mirasçının olması veya mirasçılar arasında büyük anlaşmazlıkların bulunması süreci uzatan başlıca faktörlerdir. Mahkemenin iş yükü de süreyi etkileyen bir diğer önemli unsurdur.

2. Mirasçılardan biri izale-i şüyu davasına katılmak istemezse ne olur?

Miras ortaklığının giderilmesi davasında, TMK m. 642 ve m. 698 hükümleri uyarınca tüm mirasçıların davada taraf olması zorunludur (mecburi dava arkadaşlığı). Eğer bir mirasçı davayı açmak istemiyorsa, diğer mirasçılar ona karşı davayı açarak onu davalı konumuna getirebilirler. Davanın tüm mirasçıları kapsaması gerektiğinden, davaya katılmak istemeyen mirasçıların davalı olarak gösterilmesi ve kendilerine usulüne uygun tebligat yapılması şarttır. Aksi takdirde, eksik husumet nedeniyle dava reddedilebilir veya davaya devam edilemez. Bu durum, Yargıtay'ın istikrarlı görüşleri ile de desteklenmektedir.

3. Mahkeme, aynen taksim mi yoksa satış yoluyla paylaştırma mı kararı verirken hangi kriterleri göz önünde bulundurur?

Mahkeme, TMK m. 699/2 uyarınca öncelikle aynen taksim (fiili taksim) imkanını araştırır. Bu araştırma sırasında, dava konusu taşınmazın yüzölçümü, imar durumu (yapılaşma koşulları), cinsi, tapu kayıtlarındaki niteliği, üzerindeki muhdesatlar (bina, ağaç vb.), parsellerin ekonomik bütünlüğü ve her bir paydaşın ihtiyacı gibi kriterler esas alınır. Bilirkişi raporları ile taşınmazın aynen paylaştırılmasının fiilen veya hukuken mümkün olup olmadığı, mümkünse değer kaybına yol açıp açmayacağı tespit edilir. Eğer aynen taksim mümkün değilse veya önemli ölçüde değer kaybına yol açacaksa, mahkeme taşınmazın açık artırma yoluyla satışına karar verir. Satışın öncelikle paydaşlar arasında mı yoksa herkese açık mı yapılacağı da, tarafların talepleri ve dosya kapsamındaki deliller doğrultusunda belirlenir.

Yasal UyarıBu makale, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık hizmeti yerine geçmez. Kanunların zamanla değişebileceği ve her somut olayın kendine özgü detaylar barındırdığı unutulmamalıdır. Hak kaybı yaşamamak için hukuki sürecinizi uzman bir avukat eşliğinde yürütmenizi önemle tavsiye ederiz.
YAZAR
Av. Emina KARABUDAK