Torunla Kişisel İlişki Kurulması Davası (Dede/Nine)
Giriş: Torunla Kişisel İlişki Kurulması Davasının Hukuki Anlamı
Torunla kişisel ilişki kurulması davası; dede ve ninelerin, torunları ile hukuki ve duygusal bağlarını koruyabilmek amacıyla aile mahkemesinden düzenleme talep ettiği yargısal bir yoldur. Halk arasında 'torun görme davası' olarak bilinen bu başvuru, Türk Medeni Kanunu’nunda düzenlenen kişisel ilişki hakkının anne ve baba dışındaki hısımlara yansımasıdır. Söz konusu dava, yalnızca dede ve ninenin şefkat ve ilgi ihtiyacını karşılamaya değil; esas olarak çocuğun geniş aile çevresiyle olan ilişkisini sürdürmesine ve kişilik gelişimine hizmet etmeye yönelik bir hukuki imkândır.
Hukuki Dayanak ve Mevzuattaki Yeri
Kişisel ilişki kurma hakkı, kural olarak ana ve baba ile çocuk arasında söz konusudur. Ancak Türk Medeni Kanunu’nun 325. maddesi uyarınca, haklı sebeplerin varlığı hâlinde ve çocuğun menfaatine aykırı olmadıkça, çocuk ile kişisel ilişki kurulması büyük ana ve büyük baba ile diğer hısımlara da tanınabilir. Bu hüküm, torun görme davasının doğrudan hukuki zeminini oluşturur.
Davanın esasını oluşturan düzenleme, çocuğun üstün yararı ilkesiyle birlikte değerlendirilir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri, çocuğun korunmasını ve gelişimini her türlü hukuki kararın merkezine koymaktadır. Bu nedenle dede ve ninenin torunla kişisel ilişki kurulması talebi, salt akrabalık bağına dayanmakla birlikte, mutlak biçimde kabul edilmesi gereken bir talep olarak yorumlanmamalıdır.
Hukuki Niteliği ve Kurucu Unsurları
Torun görme davası, doktrinde aile hukukuna özgü, hâkime geniş takdir yetkisi tanıyan ve yenilik doğuran bir dava olarak nitelendirilir. Mahkeme, bu davada yalnızca tarafların talebiyle bağlı değildir; çocuğun içinde bulunduğu koşulları re’sen araştırmak ve uzman yardımı almakla yükümlüdür. Bu yönüyle dava, çocuğun yararının korunması bakımından özel bir yargılama usulüne tabidir.
Davanın Kurucu Unsurları
- Hısımlık bağı: Davacı dede veya nine ile çocuk arasında TMK anlamında soybağına dayanan hısımlık ilişkisi bulunmalıdır.
- Çocuğun menfaati: Kurulması istenen kişisel ilişkinin çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal ve ahlaki gelişimine katkı sağlaması gerekir.
- Haklı sebep veya uygunluk: Dede ve ninenin talebi, çocuğun yararına aykırılık teşkil etmemeli; aksine çocuğun aile bağlarından yararlanmasını güçlendirecek nitelikte olmalıdır.
Davanın manevi unsuru, talebin çocuğun kişilik gelişimini destekleme amacına yönelik olmasıdır. Ebeveynler arasındaki çekişmenin devam ettirilmesi, çocuğun taraf hâline getirilmesi veya velayet hakkı sahibi ebeveynin otoritesini zayıflatma amacı taşıyan talepler, çocuğun üstün yararı karşısında hukuki koruma göremez.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Torun görme davası, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi uyarınca aile mahkemesinde açılır. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde bu davaya asliye hukuk mahkemesi görevli olarak bakar. Yetki bakımından ise çocuğun yerleşim yeri mahkemesi öncelikli kabul edilmekte; çocuğun mutad meskeni ve kişisel ilişkinin icra edileceği yer hususları da gözetilerek dosyanın özelliklerine göre değerlendirme yapılmaktadır.
Yargıtay Uygulaması
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında, anne ve baba dışındaki hısımların çocukla kişisel ilişki kurulmasını talep edebilmesi için bu ilişkinin çocuğun yararına hizmet etmesi aranmaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, dede ve ninelerin torunla görüşmesinin kural olarak çocuğun duygusal gelişimine katkı sağlayabileceğini kabul etmekle birlikte; bu ilişkinin düzenli, ölçülü ve çocuğun günlük yaşamını olumsuz etkilemeyecek biçimde kurulması gerektiğini vurgulamaktadır.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre; kişisel ilişki düzenlemesinde esas alınacak ölçüt, çocuğun kişilik haklarının ve gelişiminin korunmasıdır. Dede ve nine ile torun arasındaki ilişki, bu amaca hizmet ettiği ölçüde hukuken himaye görür. Çocuğun yararı ile çelişen veya ebeveynler arasındaki çatışmayı derinleştiren bir ilişki düzenlemesi hukuken korunamaz.
Yüksek mahkeme, çocuğun sosyal inceleme raporuyla desteklenen görüşünün alınmasına büyük önem atfetmektedir. Mahkemece pedagojik eğitim uzmanı veya psikologdan rapor alınmadan, soyut ve genel gerekçeyle karar verilmesi, kararın bozulma sebebi olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda torun görme davalarında uzman raporu, kararın iskeletini oluşturur.
Akademik Değerlendirme ve Doktrindeki Görüşler
Öğretide, çocuğun geniş aile çevresiyle ilişki kurmasının aidiyet duygusunu güçlendirdiği ve sosyal gelişimine katkı sağladığı genel olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte, kişisel ilişkinin bir hak mı yoksa istisnai bir menfaat mi olduğu noktasında tartışmalar bulunmaktadır. Baskın görüşe göre, çocuğun dede ve ninesiyle görüşmesi çocuğun temel hakkıdır; dede ve nine ise bu hakkın çocuk tarafından kullanılmasına aracılık eden kişilerdir.
Doktrinde savunulan aksi görüşe göre ise, ana ve babanın velayet hakkı kuralı, üçüncü kişilerin kişisel ilişki talebi ise istisnadır. Bu nedenle dede ve nine talebinin dar yorumlanması ve ancak çocuğun menfaatinin açıkça desteklenmesi hâlinde kabul edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. Yargıtay uygulaması, bu iki görüş arasında çocuğun üstün yararını merkeze alan bir denge kurmakta; soyut akrabalık bağını değil, somut ilişkinin niteliğini esas almaktadır.
Sonuç
Torun görme davası, dede ve ninelerin torunlarıyla hukuki ve duygusal ilişkilerini sürdürmelerine imkân tanıyan önemli bir aile hukuku müessesesidir. Ancak bu müessese, çocuğun üstün yararı ile sınırlandırılmıştır. Her talebin kabulü mümkün değildir; hâkim, somut olayın özelliklerine göre çocuğun yaşını, görüşünü, taraflar arasındaki ilişkinin niteliğini ve uzman raporlarını birlikte değerlendirmelidir. Bu değerlendirme yapılırken esas olan, çocuğun bedensel ve ruhsal gelişiminin korunmasıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Torun görme davasında çocuğun görüşü hangi usulle belirlenir?
Aile mahkemesi, çocuğun ayırt etme gücüne sahip olması hâlinde görüşünü dinler. Bu dinleme işlemi, çocuğu yormayacak ve psikolojik olarak zorlamayacak biçimde uzman eşliğinde gerçekleştirilir. Çocuğun görüşü bağlayıcı değildir; ancak çocuğun üstün yararının tespitinde önemli bir veri olarak dikkate alınır.
2. Karara rağmen torununu göstermeyen tarafa karşı ne yapılabilir?
Kişisel ilişki kararı ilam niteliğindedir ve icrası mümkündür. Kararın yerine getirilmemesi hâlinde ilamın icrası için icra dairesine başvurulabilir. Ayrıca, davranışın niteliğine göre 5237 sayılı TCK’nın 234. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu gündeme gelebilir; bu hâlde CMK’nın 158. maddesi uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunulabilir.
3. Dede ve nine velayet hakkı sahibi olabilir mi?
Velayet hakkı kural olarak ana ve babaya aittir. Dede ve nine, velayetin kaldırılması koşullarının gerçekleştiğini ileri sürerek TMK’nın 348. maddesi kapsamında çocuğun korunması amacıyla mahkemeye başvurabilir. Ancak bu başvuru, torun görme davasından farklıdır. Velayetin kaldırılması hâlinde çocuk, vasi yanına yerleştirme veya koruyucu aile yanına yerleştirme gibi korunma tedbirlerinden yararlandırılabilir.